Hürriyet

16 Mayıs 2013 Perşembe

Kuzey sen ne yaptın?



  Dün akşam kendisi gelmeden TT’si geldi  kuzey güneyin..Gelmiş yani çünkü ben malesef uyuya kalmışım izlerken. İnanın isteyerek olmadı yoksa o sahneyi kaçırır mıyım?
  Biz kızların evlilik teklifi hayallere uçsuz bucaksızdır (doğal olarak). O sırada seçilen kelimeler, kurulan cümleler de bir o kadar özel olmalı bence. Hadi ne duruyoruz evlenelim, seni hep seveceğim, sensiz yapamam vb cümlelerin yerini alabilecek milyonlarca şey varken neden bunları duyalım dimi ama.
  Kuzeyi ilk başlarda pür dikkat izlerken sonradan bir soğudum bir ilgisizlik efendime söyleyeyim bir aman be hep aynı şeylerdencilik aldı beni..Nihayet ortalık biraz durulduktan, yanlış seçimlerden vazgeçildikten, cemre’nin (o çirkinin  )uçsuz bucaksız sabrı meyvelerini vermeye başladıktan sonra yeniden bir izleme hevesi geldi bana. Samsuna gitmeler, kalmalar, bi şakalaşmalar , el ele tutuştukları sahneyi içimde kelebekler uçuşarak izledim (bana ne oluyorsa) derkenn beklenen teklif ha geldi gelecek odun kuzeyimiz baklayı çıkardı çıkaracak kısmet 150513 tarihineymiş. Anneler günü kutlamasında Zeynep’in haset bakışlarından bir aksilik olacak dedim ama neyse ki o kem gözleri nazar değdirmedi bizim aşıklara, son anda samsuna gitmeyeceğini öğrenip belki başka bir şey vardır tohumunu da ekti ya komiser arka koltuktaki zeynep’e, o surat ifadesi görülmeye değerdi J
  Sahne hakkında çok fazla yorum yapıp büyüsünü bozmak istemiyorum ama tek takıldığım nokta fondaki hakim bey şarkısı oldu. Bir an nikah memuru olayına mı bağlar dedim ama tırt Neyse yorum yapmayacağım olsa olsa kafamı duvarlara vururum, tırnaklarımı yerim, bir of çeksem karşı ki dağları inletirim triplerıine falan girerim. Video aşağıda sarf edilen sözlerin de bir kısmını yazdım ki daha iyi kazınsın tarihe..



İyi ki doğdun çirkin 
Nice mutlu senelere
İyi ki doğmuşsun
İyi ki beni sevmişsin
.............
Bizi azat ettim, şu anda sana baktığım zaman ne diyorum biliyor musun
“Allah’ım, bu kızı bana bağışlar mısın, ömrümün sonuna kadar onunla mutlu olabilecek kadar iyi bir insan yap diyorum, beni o kadar mutlu bir insan yapabilir misin?
Ya çünkü ben onsuz mutlu olamam, yani tabi biraz bunu geç anladık kafamıza  milyonlarca taş düştü (işte burada koptum)
Burası sadece bana ait değil, bu sen demek ayrıca, ben artık sen olmuşum sana karışmışım
Ben artık seninle bir şeyim, benim hayallerim bir tek seninle gerçek olabilir
Ya ben istiyorum ki, sabahları gözümü sana açayım, akşamları seninle beraber kapatayım istiyorum
Hayatımdaki bütün yollar sana çıksın, gecem sen ol istiyorum gündüzüm sen ol, aldığım nefes sen ol istiyorum
Benimle evlenmek ister  misin cemre?
Bizim yazımız beraber yazıldı, ne yazıldıysa birlikte yaşayalım ömrümüzün sonuna kadar..













14 Mayıs 2013 Salı

Şimdilerde böyle..


  Ben küçükken (artık 26 yaşında olduğuma göre bu ibareyi kullanma hakkım var) etrafım çok ama çok kalabalıktı. Anlatacak bir şeyim olduğunda kaç posta tekrar yapardım hatırlamıyorum bile. Bir sürü kafadan bir sürü ses ama o seslerden her biri ya hüznümü azaltır ya da paylaştıkça sevincimi yüceltirdi. İyi gelmiştir hep kalabalıklar bana, pek sevmem ben öyle yalnız takılmayı ya da sevmezdim mi demeliyim acaba? İyi anların paylaştıkça çoğaldığına (turkcell bu konuda bana destek çıkıyor bütün reklamlarında) inanırım çünkü, mutluluğun bulaşıcı olduğuna ve bunun yanında kötü zamanların paylaştıkça çabuk geçtiğine inanırım. Her bir kahve masasında sizi yıkmaya çalışan elin gücünün yıkıldığına.. Tek başıma hallederim edalarını sevmem ben. Halledemiyorsam halledemiyorumdur, kime neyin havası bu?

Aradan zaman geçti ve sonra bir şeyler oldu. Gün geçtikçe daha az kişiyle paylaşır oldum. Bir kaç şey sayabilirim sanırım ama tam anlamıyla buna neyin neden olduğunu bilmiyorum. Bildiğim şey ise artık daha fazla yalnız kalmak istediğim ya da kaldığım sanırım. Akıllı telefonlarımızın, sosyal paylaşım sitelerinde geçirdiğimiz zamanlar arttıkça mı sayısı azaldı masamdaki sandalyelerin? En azından daha az yargılıyorduk birbirimizi, anlamasak da onun yerine koyup bir hayal ettikten sonra cevap veriyorduk. Böylece yine bir şey olduğunda ilk durağımız oluyordu dostlarımız. Şimdi ise öyle olmuyor. Herkesin hayatı farklı şekillendi biz büyüdükçe. Ve şekillendiği ölçüde anlayabildik, başkasına gerek duymadık konuşmadan önce düşünmek için. Bu da kırdı bizi, beni, seni… Daha çok anlatır olduk dinlemeden, hep anlaşılmayı bekledik büyüdükçe anlamaya gerek duymadan. Dost dediğin az ve öz olurmuş, ben hiç savunmadım bu düşünceyi. Dost dediğin; sayıyla ölçülmez, öz olmaz çok olur hep hayatında. Çok susar belki çok konuşur, çok dinler çok anlatır çok anlar, çok güler çok ağlar az olmaz dost dediğin. Küçükken aramasa arar, sormasa sorar, olsun ya der kırılmazdık. Artık aramayınca aramıyor, sormayınca aylarca görüşülmüyor.
  Ben daha çok konuşur oldum kendimle. Kısır döngü bitmiyor, çıkmıyor benden, paylaştıkça azalmıyor acım, paylaştıkça çoğalmıyor sevinçlerim hep kısa sürüyor. İstanbul’u güzel yapan nedenlerim gün geçtikçe azalıyor benim sayfamda, gittikçe öz oluyor..
  

7 Mayıs 2013 Salı

Şehri-i İstanbul


  Birkaç günlüğüne kadim bir dostumla İstanbul’u terk ettik.Sessizliğe bu kadar ihtiyacım olduğunu (ihtiyacım vardı ama bu kadar olduğunu) bilmiyordum.Yaz sezonu açılmamış, yaş ortalaması gayet yükseklerde seyreden sahil kenarında yürümek; İstanbul’da deniz kenarında dahi bulamadığınız o temiz havayı solumak, her şeyi yoluna koyabileceğiniz hissi veren kulağınıza fısıldayan rüzgarı dinlemek..Cümleyi tamamlayamadım tarif için artık siz düşünün ne kadar iyi hissettirdiğini.Ünlüler böyle zamanlarda Alaçatı’dan başlar yurt dışına kadar uzanan bir tablo çizerler, biz de elimizde olanı değerlendirdik ne var yani (hayır ezik değilim ben)à bak bu tripler hep istanbul’un havasından, gaz yapıyor gaz..
 Filmlere, romanlara, genç kızların hayallerine konu olan İstanbul; evet benim için de başkadır. Asla başka bir şehirde doğmayı düşünmedim, istemedim, hayal etmedim. AMMA (ama gelecekti yani bu cümlenin ardından anlamalıydınız ) . Evet ama son zamanlarda “Bazı şeyler yolundaysa hangi şehirde olduğunuzun önemi yok.” Cümlesini savundum savunacağım moddayım. Sanırım bu şehri güzel yapan bir şey, bir şeyler var. Ben listeye başlıyorum lütfen siz de katılın. İstanbul’u güzel yapan “şeyler”

1-Her ağladığınızda içi sızlayan ve yanınızda olan bir anneniz
2-Sınırsız, sonsuz güven veren bir babanız
3-her şeyinizi paylaşmaktan çekinmediğiniz, dert ortağınız, sürekli dinleyiciniz bir kardeşiniz-ablanız-abiniz
4-Üniversiteyi kazandığınızı gösteren sayfaya bakan şahit bir çift gözünüz
5-Düzgün olsun diye 1 saat uğraşmadığınız düz bir saçınız(göreceliden seçmeli) varsa güzel..

--Derin konulara giriyorum—

6-Sevdiğiniz tarafından sevildiğinizde,
7-Sizin mutluluğunuz onun mutluluğu olduğunda,
8-Hata yaptığınızda sizi affettiğinde
9-Hata yaptığında onu affettiğinizde,
10-(İyi ki)’leriniz dönüp dolaşıp onu bulduğunda güzel şu şehri-i İstanbul ve

11- İşinize severek gittiğinizde,
12- Çalışma arkadaşlarınızla zengin bir kahvaltı yaptığınızda,
13- Başarılı geçen bir dönemin ardından takdir edildiğinizde
14- Kapınızın önünde duran bir fiat 500’ünüz olduğunda (göreceliden seçmeli vol 2 ) güzel.

Tüm bunlar nerdeyse orası en güzel şehir sizin için, tıpkı İstanbul gibi tıpkı İstanbul kadar..İstanbul bu listedekilersiz hep eksik kalıyor hep buruk bakıyor..